Değerli Dostlar bugün 17 Ağustos, Gölcük depreminin 23. Yılı. 1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi diyebiliriz. 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. Richter ölçeğine göre 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.
Depremde hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyor ve yakınlarına sabırlar diliyorum. Değerli dostlar 23 yıl geçmesine rağmen şu geçen yıllarda maalesef ders almadığımızı söylemeden geçemiyorum. İstanbul büyük depremi konuşuluyor ama 23 yılda ne kentsel dönüşümü tamamlayabildik, ne de bu konuda gerçekçi tedbirleri aldık. 19 yılda alınamayan tedbir ve önlemler, bitirilemeyen kentsel dönüşümü muhalefet partisine henüz iki yıl önce geçmiş İBB den beklemek haksızlık olur.
Atatürk ve Sabiha gökçen hava limanları bir iki pist takviyesi ile yeterli duruma gelecek olduğunu biliyoruz. İstanbul hava limanı inşa etmek gereksizdi, kentsel dönüşümden de önemli olmadığı kanaatindeyim.
Değerli dostlar bir insanın iyi yaşaması değil, yaşamını iyi bitirmesidir önemli olan. Türkiye’nin en büyük kenti olan ve Dünyanın sayılı şehirlerinden İstanbul da acilen depreme karşı gerekli önlemlerin alınması şarttır. Hiçbir başarıya öyle dikensiz yollardan varılmaz elbet. Ülkemizde artık insanların bir birini sevmesi gerekir, bir insan canının bedeli asla maddi bir değer ile ölçülemez.
Sevgi bir ülkede insanları beraberliğe , birliğe götürür, bencillik ise insanları yalnızlığa sürüklediğini akıldan çıkarmamak gerekir. İnanın insanların yumrukları sıkılıyken asla net düşünemezler, hata üstüne hata yapmaya sürüklenirler. Bizi yönetenler artık yumruklarını sıkarak düşünmekten vaz geçmedikleri sürece net düşünemeyeceklerini bilmeliler. Kardeşim Esed de ısrarın anlamı yok dedikçe yumruklar sıkılı olarak karar alınmasının bir faydasını görmediğimiz gibi, ülkemize ne derece zarar verdiğini de fark etmediler. Şimdi Esad ile görüşmenin yolları aranıyor ki geç te olsa görüşüp barışmanın zamanıdır bana göre.
Unutmamak gerekir ki en haksız şekilde yapılan barış en adil savaşa tercih edilmelidir.
Değerli dostlar dozer’e binmiş bir operatör her şeyi beton görür, yıkılacak bina görür. Yıkmak kolaydır lakin yapmak, tamir etmek zordur. Cenabı Hak insanlara bir yüz vermiş bunu biliyoruz, ikinci yüz’e ihtiyacımız olmamalıdır, dolayısı ile iki yüzlülük asla kabul edilebilir değildir. Unutmayalım insanlar hatalarının farkına mutsuz ve yalnız kaldığında fark ederler. Umarım bizi yönetenler mutsuz ve yalnız kalmadan hatalarını anlamaları ve birlik, beraberliğimizi sağlayacak adımları atmaları gerktiği bilincine varırlar. Gerçi seçim sathı mahalline girilmişken bunu beklemek saflık olur onu da biliyorum.
Değerli dostlar 17 Ağustos depreminde 17.480 kişi ölmüş, 23.781 kişi yaralanmış, 505 kişi sakat kalmış, 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar görmüştür.
Maddi kayıplar bir yana giden canlar bizim canlarımızdır. Bu ölümlü Dünyada paylaşamayacak bir şeyimiz olmamalıdır diye düşünüyorum.
Evet dava kutsaldır, bayrak, ezan da kutsaldır, vatan ve vatanın bölünmez bütünlüğü de kutsaldır. Liderler asla kutsanamaz bunu bilmemiz gerek. Lideri kutsarsak yaptığı yanlışları da kutsamış oluruz ki bu bir ülkeyi felakete sürükler. Koşulsuz biat olmaz, dava adına, vatan, Millet, Bayrak, Ezan adına yanlış yapılıyorsa buna sessiz kalınamaz. Adalet mülkün temelidir, adalet yoksa hak hukuk yok demektir. Yokluk, yoksulluk, yolsuzluk var demektir. Bütün bunlara sessiz kalırsak yolunacak tavuktan farkımız kalmaz.
Emin olun ki, insanlar, kiminle güldüğünü unutabilir lakin kiminle ağladığını asla unutmazlar ve unutmalılarda. Hayatımızda en anlamlı kelimenin ‘’Ben’’ değil ‘’Biz’’ olduğunu aklımızdan çıkarmayacağımızı bilmemiz gerek.
Bir milletin başarısı İstemek, Hakkı hak bilmek, cesur olmak, birbirine saygılı olmak, yeri geldiğinde susmasını bilmektir bana göre. Zenginlerin servetleri unutmayalım mazlumların, hakkını aramayanların, tüyü bitmemiş yetimlerin gözyaşları üzerine kurulmuştur. Hakça ve adilce bölüşmek yoksa yolunursun, yolunacak tüyün kalmayınca sana bir ekmek verenin kölesi olursun.
Stalin’in bir hikayesi geldi aklıma;
Stalin ve çalışma arkadaşları birlikte toplanmış sohbet ediyorlarmış. Birden yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilale emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır? Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya attılar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler oldu. Stalin söylenenleri beğenmedi.
Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim. Hemen çalışanlardan birine buyurdu: – Bana hemen bir tavuk getirin. Tavuğu çabukça bulup getirdiler.
Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başladı. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına saldı. Çalışma arkadaşlarına döndü: Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek.
Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde. Şömineye yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor.
Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane, tane, atıyor. Yemlenen tavuk Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor. Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor:
Gördünüz mü HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir. Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız.
O zaman yönetmek kolaylaşır..
