Bundan yüz yıllar önce, bir ülkede tabiki demokrasi yok, meşrutiyette, elbette şahlık, padişahlık dönemi. Padişah ülkeyi keyfince yönetiyor başka bir alternatif yok. Bütçesi açık verdiğinde basıyor vergiyi toparlıyor bütçeyi.
Bir gün o zamanın deyimi ve tanımı ile Bütçe Nazırı, telaşla huzura çıkıkıyor ve nefes, nefese, “Devletlum” “hazinede kuruş kalmadı, israf içinde yaşamanın nihayetine varmışız, çare bulamazisek Devletimiz iflas edecek demiş.
Bütçe Nazırının bu telaşının on katı padişahın suratına yansımş. Sakalını sıvazlayarak hemen bir çare bulmalıyız demiş. Padişah düşünürken şeytanlığı ile ünlü Bütçe nazırı sırnaşarak ve yalaka bir tvır ile ‘´Efendim benim görevim buöyle durumlara çare bulmak´´ Ben sizin Bütçe nazırıyım ama aynı zamanda eniştenizim´´ çare bulamayacaksam yanınızda ne işim var demiş ve padişaha çözüm önerisinde bulunmuş.
Bu duruma düşen bir maliyenin önünde iki yol vardır Devletlüm, birincisi masrafları azaltmak, ikincisi ise gelirleri artırmak.
Devlet harcamalarını azaltma fikri Padişahın elbette hoşuna gitmemiş, çünkü kendi masrafları kısılacak, yaptırmakta olduğu on İkinci altın tahtın yapımı ötelenecek. Akşam kuş sütü, sabah ballı sütü kesilecek, Sultanına alacağı pırlantaları, çocuğuna vereceği harçlıkları azalacak. Bu hoş bir durum değil diye düşünmüş ve hemen hin, oğlu hin Bütçe Nazırına Geliri artıralım, diye talimat vermiş.
Harcamaları kısalım, tasarruf edelim cevabını bekleyen Bütçe nazırı zaten ülkede zaten müthiş bir hayat pahalılığı olduğunu insanların aç olarak yatıp yarın ne yapacağını bildiği halde, ‘´Devletlum diyerek hinlikle “Parayı bir şekilde halktan toplayacağız´´ vermek zorundalar biz onları yönetiyoruz buna mecburlar talimat verin yeni vergi ve cezalar koyalım demiş.
Kendi saltanatından fergat etmeyen, çocuklarının harcamalarını kısmayı düşünmeyen yeni saltanat tahtının yapımından vaz geçmeyi asla düşünmeyen, Padişah ellerini ovuşturarak, millete bir lokma bir hırka ile yetinmenin dinleri gereği olduğunun anlatılmasını bu konuda din adamlarının görevlendirilmesini, aksini iddia edenlerin kellesinin alınmasını,
Müslüman toplumun bir lokma bir hırka diyerek Müslümanlık gereği biat etmeleri gerektiğinin anlatılmasını, muhalif olanların hain olarak ilan edilerek gerekirse linç edinmelerini,
Ne dediği belli olmayan muhaliflerden kendilerine yakın olan bazı muhaliflerle ittifak yapılmasını diğerlerinin alçak ve hain olarak ilan edilmesini ve bu vergilere kimsenin itiraz etmemesi hususunda gerekli tedbirlerin alınması fermanını çıkarmak isterken.
Hin oğlu hin Bütçe nazırı eniştesi “Vergileri artırmayacağız, değişik bir yöntem uygulayacağız.” Der. Padişahın gözleri daha da parlar ve der ki daha yapmadığımız bir şey mi var?
Tabi der enişte bütçe nazırı.
Ağzını yaya, yaya, kıvırta kıvırta sırıtır bir de.
Ben böyle günler için varım Padişahım.
Yediğim ekmeğin hakkını vermem lâzım.
Padişahım, bizim köprülerimiz var bu köprülere adam koyup, gelip geçenden para alsak nasıl olur deyince padişah bu fikre tamam demiş ferman yazmış.
Köprü parası, böylece yürürlüğe girmiş.
Bir süre sonra Padişah, halkın bu yeni uygulama vergi karşısındaki tepkisini merak etmiş ve sormuş Bütçe nazırı eniştesine. “Kuzu kuzu parayı ödeyip geçiyorlar” cevabını alınca, bir ferman daha yazılmasını emretmiş:
Köprünün çıkışına da birini koyun, baştaki köprüye giriş parası toplarken, sondaki köprüden çıkış parası toplasın demiş.
Halk yine tepki gelmeyince, bir emir daha çıkartmış, köprünün ortasına da bir adam koyun. Bu defa Bütçe nazırı enişte sormuş Devletlum bu üçüncü kişi ne parası toplayacak, Padişah buna da ek geçiş vergisi desinler demiş.
Dolayısı ile giriş vergisi çıkış vergisi ve ek vergi de yürürlüğe girmiş.
Bu duruma rağmen halkından kıpırdanma bekleyen padişah bunu görmeyince, Padişah bu defa köprüde para toplayacak adamlara emretmiş:
Parasını ödeyeni bir de güzelce döveceksiniz.
Böylece halk hem para vermeye, hem de dayak yemeye başlamış.Başlamış ki hiç sormayın. Lakin uygulamanın etkisini bizatihi, görmek isteyen Padişah, günlerden bir gün, halkı şehir meydanına toplamış ve sormuş, var mı köprü parasından şikâyeti olan? diye de sormuş. Biri çekine, çekine parmak kaldırmış.
Söz verilince de şöyle konuşmuş: Padişahım Allah sizi başımızdan eksik etmesin, elinize, ayağınıza ayak olayım, kıçınıza basur olayım ama köprüdeki adamlarınız hem para topluyor hem bizi dövüyor ya, zaman kaybı oluyor.
Bizi dövdürmek için ayrıca köprü ortasına bir kişi daha tayin ederseniz, akşamları kuyruğa girmek zorunda kalmayız demiş.
Padişah bu durum karşısında küçük dilini yutmuş.
Bu yüzden ondan sonraki zamanlarda bu padişaha dilsiz Padişah diye nam salmış. Kıssadan hisse..
Hisseden Kıssa. Ne derseniz deyin bu bir masal, babam anlatmıştı ne denli doğru hatırlıyorum bilmiyorum ama mutlaka bu masal anlatılıp durmuştur. Ama kimse ders almamıştır diye düşünüyorum..